Peygamber Efendimiz Et yer miydi,neresini sever,neresini yenmesini tavsiye ederdi?

Ümmü Seleme validemiz (radiyallahu anha) anlatıyor: Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi vesellem) kızarmış yan eti (pirzola) getirmiştim, onu yedi; yemekten sonra kalkıp namaz kıldı, yeniden abdest almadı.

Ateşte pişmiş bir şey yendikten sonra abdesti yenilemek gerekmediği anlaşılmaktadır.

İmam Şâfiî et yemenin akla ve işitme duyusuna iyi geldiğini söyler.

Hz. Ali’nin (radıyallahu anh), “Et yemek bedenin rengini saflaştırır, insanın huyunu güzelleştirir, kırk gün et yemeyenin huyu kötüleşir” dediği rivayet edilmiştir.

Mugîre b. Şu’be (radiyallahu anh] naklediyor: Peygamber Efendimiz’le (sallallahu aleyhi vesellem] bir gece bir kimseye misafir olduk. Ev sahibi püryan olmuş yan eti getirdi. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem] “şefre” denilen büyük bıçağı aldı, bir parça et kesip bana verdi. O sırada Bilâl gelip ezan okumaya başladı, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bıçağı bıraktı, Bilal’e latife olarak, ‘Allah hayrını versin, vakit gelince namaz vaktini ne güzel bildirir” buyurdular. Benim ise bıyığım uzamıştı, bana da, “Bıyığını misvakın üzerine koyup fazlasını keseyim yahut misvak üzerine koy da kendin kes” dedi.

İmam Nevevi bu hadisten, bıyık kesiminde sünnetin, bıyığı dudağın kırmızısı görününceye kadar kesmek, olduğunu söylemiştir.

Ebû Hüreyre (radiyallahu anh) anlatıyor: Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi vesellem) pişmiş et getirilmişti, etten ön kol ayrılıp önüne kondu. Çünkü Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) kol etini severdi. Ön dişi ile ısırarak o etten yedi.

Tirmizi'nin bu hadise yer vermesinden, eti ısırarak yemenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bıçak ile keserek yemenin caiz olduğu daha önce geçti.

Ibn Mesud (radıyallahu anh) rivayet ediyor: Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) kol etini severdi. Hayber’de yahudiler bunu bildiklerinden onu öldürmek için, o kol etine zehir bile koymuştu.
Ebû Ubeyde [radıyallahu anh] anlatıyor: Ben Hz. Peygamber’e (sallallahu aleyhi vesellem) bir çömlekte et pişirmiştim, onun ön kol etini sevdiğini bildiğim için kolun birini ona verdim. Onu yedikten sonra, “Bana bir kol daha ver” buyurdu. Ben öbür kolu da verdim. Sonra tekrar kol isteyince, dedim ki: Yâ Resûlallah! Bir koyunun kaç kolu olur, iki tane vardı verdim.” Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer sen susup da emrime uymuş olsaydın, ben her istedikçe (mucize olarak) sen bir kol bulup verebilirdin” buyurdular.

Hz. işe (radıyallahu anhâ) şöyle buyuruyor: Etler içinde Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kol etini o kadar da çok sevmezdi; zaten onu da ara sıra bulup yiyebilirdi. Kol eti tez pişen bir et olduğundan ve böylece sofrada fazla vakit kaybetmediğinden ona ayrı bir ilgi gösterirdi.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) kalbinde et sevgisi olduğundan ya da Allah'tan başka herhangi bir şeyi sevdiğinden değil, insan bedeninin hakkını verip, hasta olmamasını, ibadetlerinin tam ve devamlı olmasını temin etmek istediği için ara sıra et yerdi.

Abdullah b. Cafer (radıyallahu anh] der ki: Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi vesellem), “Etin en güzeli sırt etidir” dediğini bizzat işittim.

Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) Mevlâ’dan başka bir şeye meyletmemesi, onun mâsivayı bilmediğini göstermez; her şeyi çok iyi bilir fakat ona gönül vermezlerdi.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: