Bu yazı en son şu tarihte güncellendi


?

Cenâb-ı Hak bundan sonraki âyette, kendisine ilâhî inayetinin ulastığı kimseyi zikretmektedir. Bu zatın kıssasında,
Hz. İbrahim’in Allah’ın varlığına delil olarak getirdiği ölüleri diriltmeye ilişkin bir ispat vardır. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurdu:

BAKARA 259. Yahut evlerinin duvarları çatılarının üzerine çökmüş (harap olmuş) bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi?
O (bu hali görünce kendi kendine), “Acaba ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir?” dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz sene ölü halde bıraktı;
sonra tekrar diriltti. Ona, (O halde) Ne kadar kaldın?” diye sordu, O, Bir gin yahut daha az” dedi, Allah ona, Hayır, yüz sene kaldın, yiyeceğine ve içeceğine bak; onlar henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak (nasıl kemikleri dağılıp çürümüş). Biz seni insanlara bir ibret yapalım diye
(yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen eşeğinin kemiklerine bak, onları nasıl bir araya getirip üzerlerine et giydiriyoruz” dedi.
O, durum kendisine apaçık belli olunca, “Şimdi iyice biliyorum ki Allah her şeye kadirdir” dedi.

Ayet Açıklaması

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Ey Muhammed, sen şu harabeye dönmüş beldeye uğrayan kimseyi görmedin mi?”|

Âyette geçen kimse, İsrâiloğulları’nın âlimlerinden Hz. Üzeyir’dir (aleyhisselâm]. Onun başka biri olduğunu söyleyenler de vardır.
Buhtunnasr, Beytülmakdis’i yıkıp harap ettikten bir zaman sonra, Üzeyir oraya uğradı. Şehirdeki evlerin duvarları çatıları üzerine çökmüştü.
Bu iş, olayın üzerinden 100 sene geçtikten sonra olmuştu. Bu süre içinde önce evlerin çatıları çürüyüp çökmüş, sonra duvarlar çürüyerek çatıların üzerine yıkılmıştı.
Üzeyir [aleyhisselâm] beldeyi bomboş, ölülerin kemiklerinin de çürümüş olduğunu görünce kendi kendine, “Allah, ölümlerinden sonra bunlari nasıl diriltir acaba?” dedi.
Yani, “Bu ne zaman olur acaba?” diye düşündü. Bunu, diriltme olayındaki bilgisinin azlığını itiraf ve onları dirilten
Allah’ın kudretinin büyüklüğünü dile getirmek için böyle söyledi.

Bu görüş, beldeye uğrayan Üzeyir (aleyhisselâm] olursa doğrudur. Eğer oraya uğrayan kimse, bazı rivayetlerde geçtiği kâfir biri ise o bu sözü,
ölülerin dirilmesini çok uzak ve ihtimal dışı bir iş olarak gördüğünden söylemiştir.

“Allah onu öldürdü, yüz sene o halde bıraktı. Sonra onu tekrar diriltti; ona, bir meleğin diliyle veya vasitasız olarak,
“Ölü vaziyette ne kadar kaldın?” diye sordu. O da, “Bir gün yahut daha az bir süre” dedi. Bunun sebebi şuydu:O kuşluk öldü, 100 sene sonra güneş batmadan önce diriltildi.
Güneşe bakmadan önce,”bir gün”kaldım dedi, sonra güneşe bakıp da günden henüz bir miktar daha kaldığını farkedince, “Yahut günün bir kısmı kadar kaldım” dedi.
“Allah ona, ‘Hayır, sen yüz sene kaldın!’ dedi.”

Olay şöyle başlamıştı:

Üzeyir [aleyhisselâm), ailesine meyve toplamaya gitti. Eşeğinin üzerine bir üzüm selesi, bir de şıra küpü koyarak yola çıktı. Bu beldeye uğrayınca hayvanı bağlayıp
beldenin harap olmasını ve mâmur iken bu hale gelmesini şaşkınlıkla seyretmeye başladı. O sırada, içinden bunlarin nasıl dirileceği geçti.
Allah kendisine lutufta bulundu ve ona ölüleri nasıl dirilttiğini açıkça gösterdi. Onu öldürüp 100 sene ölü halde bıraktı. O süre içinde eşeğin kemikleri çürüdü,
fakat üzümü ve şırası sanki yeni koparılmış ve yeni sıkılmış gibi taze olarak duruyordu.

Cenâb-ı Hak ona şöyle dedi: “Yiyeceğin üzüme ve içeceğin şıraya bak; bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen hiç değişip bozulmamışlar.
Bir de eşeğine bak, nasıl dağılıp kemikleri bile çürümüş. Sana kudretimizi göstermek ve seni sonrakilere bir ibret yapmak için bunları biz yaptık.
Şimdi eşeğinin çürümüş kemiklerine bak, onun kemiklerini nasıl yeniden diriltip dizerek üzerine et giydiriyoruz.”
Üzeyir kemiklere baktı, her kemik olduğu yerde doğruldu, sonra üzerine et ve deri geçirildi, eşeğe ruh verildi, canlandı ve anırmaya başladı.
Kendisine garip ve müşkül gibi görünen bu işler apaçık ortaya çıkınca Üzeyir,
“Şimdi yakînen biliyorum ki Allah her şeye kadirdir” dedi.
Yahut, hak kendisine apaçık gözükünce ki bu, Allah Teâlâ’nın her şeye gücü yetmesidir, nefsine dönerek, “Şimdi biliyorum ki Allah’ın her şeye gücü yeter” dedi.
Rivayet edildiğine göre Hz. Üzeyir, eşeğinin üzerinde kavminin yanina gelerek onlara, “Ben Üzeyir’im” dedi. Kavmi ona inanmadı.
Bunun üzerine onlara ezberinden Tevrat’ı okudu. Ondan önce kimse Tevrat’i ezberlememişti. Bunu görünce onu tanıdılar

Şöyle denilmiştir: Üzeyir evine dönünce, kendisi gençti, 100 sene önce yanlarından ayrıldığı çocuklarını ihtiyarlamış olarak buldu.
Kendileriyle konuştu, onlar, “Bu senin söylediğin şeyler, 100 senelik şeylerdir” dediler.

En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

🔥40 Defa Okundu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir