Bu yazı en son şu tarihte güncellendi


Dinimizde KISAS

Cenâb-ı Hak bundan sonraki âyette, Tevrat’ta İsrâiloğulları’na farz kıldığı hükümleri açıklayarak şöyle buyurdu:

  1. Tevrat’ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralarda da aynısı ile kısas uygulanır.
    Kim kısas hakkını bağışlarsa bu, kendisi için kefâret olur. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.

Tefsir

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: “Tevrat’ta İsrâiloğulları’na şöyle yazdık.” Yani onlara şunu farz kıldık ve üzerlerine vazife yaptık: “Bir kimse diğer bir insanı
haksız yere kasıtlı olarak öldürürse ona karşılık kendisi de öldürülür.”
Eğer öldürülen kimse müslümansa onu öldürene kısas uygulanır. Bir kâfiri öldüren kimseye kısas uygulanmaz, ancak onu suikast ile öldürürse kısas uygulanır.
Bir de köleye karşılık hür öldürülmez (Bunlara diyet ödenir. Hanefîler’de ise her iki durumda da kısas uygulanır).

Âyet şöyle devam ediyor: “Göze karşılık göz çıkarılır, buruna karşılık burun kesilir, kulağa karşılık kulak kesilir, dişe karşılık diş sökülür.
Yaralamalarda da yapılanın aynısıyla kısas uygulanır; ancak beyin, karın ve dizde açılan yaralar gibi, aynısı uygulanamayacak yaralarda kısas olmaz;
onlar için diyet verilir. Kim, yaralayanı veya katili affederek kan talebinde bulunmazsa bu, öldürülen kimse için bir kefâret olur; Allah onun günahlarını affeder
ve kendisine büyük ecir verir.

Yahut bu af, katil için veya yaralayan için bir kefâret olur; Allah bu sebeple katili affeder; çünkü kan davasında bulanacak kimse onu affetmiştir.
Yahut bu af, affeden kimse için bir kefâret olur; zira o, talep edebileceği bir hak konusunda müsamaha göstermiştir.
Yahut bu af, nefsini teslimiyetle ortaya koyan, kısasın kendisine uygulanmasına imkân veren kimse için kefâret olur; ona kısas uygulansa da kısastan vazgeçilip
affedilse de bu mükâfata ulaşır.

Bu âyette, işlenen bir suç için uygulanan cezanın ona kefâret olup temizlediğine, ahirete bir şey kalmadığına bir delil vardır. Bu durum zecirlerde
(sakındırma türünden uygulanan cezalarda) yoktur. İbnü’l- Arabî şu görüştedir:

“Haksız yere öldürülen bir kimse, kendisini öldürenden kıyamet günü hak talebinde bulunur, velev ki onu öldüren kimse, kısas yoluyla öldürülse bile;
çünkü öldürülen kimseye kendisini öldüren kimsenin öldürülmesiyle bir şey ulaşmamaktadır. Kısas ancak başkalarını o işten sakındırmak içindir.”

Bu görüş sıhhatli değildir; ona şu şekilde cevap verilebilir: Haksız yere öldürülen kimse için hiçbir fayda hâsıl olmadı demek yanlıştır;
bilakis onun için şehidlik ve günahlarının temizlenmesi gerçekleşmiştir. Bu durum bir hadis-i şerifte şöyle belirtilmiştir:

“Allah yolunda alınan kılıç darbesi, kulun hatalarını temizler.”1036
Eğer kısas sadece diğer insanları cinayetten caydırmak için olsaydi, af seçeneğine müsaade edilmezdi. Bu açıklama Ibn Hacer’e aittir.

İmam Buhâri’ in rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyrulmuştur:

“Her kim, yapmamak üzere söz verdiği yasak amelleri yapar da bu yüzden kendisine dünyada bir ceza verilirse
bu ceza onun için bir kefâret olur. Kim de bu haram amellerden birini işler, Allah da onu örterse onun işi Allah’a kalmıştır.
O dilerse affeder, dilerse ahirette cezalandırır.

Âyet şöyle bitiyor: “Kim, kısas ve başka konularda Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir. Onlar, Allah’ın çizdiği hududu aşan kimselerdir.”
Isrâiloğulları’na yazılan hükümler, bizim için de yazılmış olmaktadır. Önceki ilâhî dinlerde emredilen bir hükmü ortadan kaldıran yeni bir hüküm bulunmadığı sürece,
önceki dinlerin hükümleri bizim için de geçerlidir. Bizim dinimizde kısası kaldıran ve değiştiren bir hüküm mevcut değildir;
bilakis sünnet-i seniyye ve ümmetin icmâı onu kabul ve tesbit etmiştir. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

🔥83 Defa Okundu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir